*

Gustave Flaubert

,
Madam Bovary
Oğlak Yayınları,
İstanbul 2001,
s. 351

464

Şaşırmış ve kendini kaybetmişti. Yalnızca kırları dolduran ve sağır edici bir müzik gibi damarlarından yayıldığını sandığı yürek çarpıntısıyla tanıyabiliyordu kendisini artık. Ayaklarının altındaki toprak sudan daha yumuşaktı, tekerlek izlerini bitmek tükenmek bilmeyen, kahverengi ve çatlayan dalgalar gibi gördü. Kafasındaki bütün anılar, bütün düşünceler, bir sıçrayışta, bir şenlik fişeğinin bin parçası gibi fırlıyordu. Babasını, Lheureux'nün odasını, kendi odalarını gördü, başka bir manzaraydı gördüğü. Çıldırma başlıyordu, korktu, kendini toparladı ama bulanık bir biçimde. Çünkü içinde bulunduğu korkunç durumun nedeni yani para sorunu aklına bile gelmiyordu. Yalnızca aşk acısı çekiyordu, bu anıyla ruhunun, kendisinden koptuğunu hissediyordu, can çekişirken, yaşamlarının kanayan yaralarından akıp gittiğini hisseden yaralılar gibiydi tıpkı...

Karanlık bastırıyordu, kuzgunlar uçuyordu.

Emma birdenbire, ateş rengindeki küçük kürelerin, çarpınca dağılan mermiler gibi havada patldıklarını, döndüklerini ve daha sonra da dallar arasından kara saplanıp eridiklerini sandı. Bunların her birinin ortasında Rodolphe'un yüzü beliriyordu. Çoğalıyor ve yaklaşıyorlardı, içine giriyorlardı. Her şey yitip gitti. Emma evlerin ışıklarını fark etti, sisler içinde, ışıldıyorlardı uzaktan...



Çev. İsmail Yerguz

Tüm Gustave Flaubert alıntıları