“Ağaçlar”dan Dostum üşüyorum dedin Üşüme Korkuyorum -Korkma Kaçıyorum -Kaçma Ürperiyorum düşünceden -Ürper
“Kartal Ölüsü”nden Tabutunuz Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim Kan akıtılmadan Kesildi damarlarınızın sıcaklığı Söyleyin kim yokladı Bir ateş salmayla içinizi
“Şekiller”den Çocuklar Kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan Olmadık anda bırakılırlar Sonra Nice sonra Hatta bazen karanlıklarına uzanırlarken kadar sonra Üzerinde gözyaşı izleri Senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları Mahzun ayrılır Ancak görünür güzel dişleri
“Ve Çocuğun Uykusu Böyle Başladı”dan Ve çocuğun uykusu böyle başladı Çünkü yeni bir çocuk uyanacaktır
Michelangelo’ya Musa heykelini yaptıran, Musa`ya olan sevgisi midir, mermere olan sevgisi mi? Bence ikincisi!
Leonardo da Vinci, Cloux şatosunda Kral I. François`in kucağında son nefesini verirken, “Haşmetli hükümdarımın kollarında ölmek benim için şereflerin en büyüğüdür” demişti. Gerçekte o şeref kime aitti dersiniz?
Moda deyimiyle “küreselleşme”, insanın kendi dışındaki dünyanın “vahşete çağrısı” karşısında elindeki “Çocuk Haftası” ciltlerini ya da sınıfını geçer geçmez “ders kitaplarını” sobaya atıp yaktığı bir ortamda başka tür insan yetiştirmenin ölçütü nedir? Balzac`ın, kendi kahramanı Eugenie Grandet`yi beyaz kâğıtlar üzerinde öldürdükten sonra ağladığı bir sevgi anlayışından, sevgilisini yatağa bağlayıp sayısız bıçak darbeleriyle lime lime ederek […]
Önce sükût vardı, kelâm değil. “Tanrı Sükûttur” diyor bir Hint bilgesi. Söz, iki sonsuz arasında bir çırpınış.
Şuç ve Ceza’yı okumak, kendini isteyerek hasta etmektir. Kitabı okurken, daima bir ruh sancısı duyarsınız. Her kitap, yazarla okuyan arasında bir düello; yazar bize bir hakikat, bir hayal veya bir korku aşılamağa çalışır; biz de ya kayıtsızlığımızla karşı koyarız ona, ya aklımızla. Suç ve Ceza’da yazarın dehşet verme kabiliyeti, orta bir hassasiyetin dayanamayacağı kadar büyük.
Arzın kaderini değiştirenler, kaderlerinden utananlardır. Zilletten kurtulmak için Sezarlaşılır. Taç, yüz karasını pırıltılarla gizlediği için kutsal.