Zavallı adam, dedim kendi kendime, içinde kötülük yok, küstahlık yapmak istemediği de açık, tuhaflıklarının elinde olmadığı da görünüşünden besbelli. Bana yararı var. Onunla anlaşmam mümkün. Kovarsam, benden daha az hoşgörülü bir patrona düşme, kötü davranışlara maruz kalma ve hatta en sefil şekilde açlıktan ölmeye sürüklenme şansı yüksek. Evet, burada ucuz tarafından zevkle vicdanımı onaylayabilirim. Bartleby’ye […]
Hem ayrıca, bu dünyada bir zamanlar bir Rembrandt’ın, bir Beethoven’in, bir Dante’nin, Bir Napoleon’un yaşadığı hakkında en ufak bilgisi bulunmayan birinin kendini büyük bir insan sayması son derece kolay değil midir? Bu gencin dünyaya kapalı beyninde bildiği tek şey, aylardan beri hiçbir satranç oyununu kaybetmemiş olduğu ve dünyamızda satrancın ve paranın dışında daha başka değerlerin […]
Peki ama, yok edilmeye değecek önemi nereden geliyordu Nuri’nin? İşte bunu bekçi bilemezdi; Belki o, sonu sonsuza dayanan bir yok etme tasarısının ilk kurbanıydı. Her köyden birer kişiyi yok edelim bakalım, diyebilirdi devlet; ötekilerin yok olmaya ne denli hazır olduklarını anlamak için. Köyden hayalet hızıyla gelip geçen çerçi, yüzlerden bu hazırlığın ipuçlarını toplamıştı belki; şimdi […]
Ay her yerde aynı şey. O beni birçok yerlerde gördü, ben de onu… O benim kendisine böyle mütemadiyen başka başka yerlerde görünmeme hayret etmiyor, hâlbuki ben her yerde aynı yüzü gördüğüm için biraz hayret eder gibiyim. Evet hiç fark yok: Bu, Postdam Gölü’ndeki bir kayık içinde kendisine anlamaz gözlerle baktığım ay. Bu, Templin’de donmuş karları […]
İnsan aklı kurmaya öylesine heveslidir ki, kulenin katlarını çıktıktan sonra temelinin nasıl atıldığını görmek için onu yeniden yıktığı çok olmuştur.
Bu fikir yakınlığı, her noktada aynı şekilde düşünmenin neticesiydi; gerçi bunda, bir tarafın fikrini kabul edip kendisine mal etmeye diğer tarafın evvelden hazır bulunmasının da tesiri vardı. Fakat karşısındakinin her kanaatini doğru bulup benimsemek için vesile aramak da bir nevi ruh yakınlığı alameti değil miydi?
Seninle hiç şöyle uzun boylu konuşamadık evladım… Yazık!
Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı âdetlerinden biri de galiba eski -ve kendilerinden geri kalmış- arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da şuurlu dalgınlıktı. Sonra, o zamana kadar “siz” diye hitap ettikleri dostlarına birdenbire ahbapça “sen” diyecek kadar alçakgönüllü ve babacan oluvermek, karşısındakinin sözünü yarıda kesip rastgele manasız bir şey sormak ve bunu gayet tabii olarak, hatta […]
Fare, “Ah be!” dedi. “Gün geçtikçe küçülüyor dünya. Önceleri amma da büyüktü, korkumdan atıldım ileri, koştum; uzaklarda iki yanda uzanan duvarlar görünce sevinçten havalara uçtum. Bu uzun duvarlar da pek çabuk birbirlerine yaklaştılar ama, oluşturdukları son odaya vardım bile; bak odanın sonunda kapan var işte, böyle ilerlersem kapana yakalanacağım gündür”. “Öyleyse gideceğin yolu değiştir” dedi […]
[…] İnsanlar nedense daha ziyade bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.