“Onikiye Bir Var”dan
Nasıl başladı, ne vakit başladı, ne vakit başladı, bilemiyorum. Ama ilk belirtiler, dokuz yaşımda iken patlak verdi.
Misafirlerle bahçede oturuyorduk. Yaşlı bir zat saati sordu. Aksi gibi, kimsede saat yoktu. Eniştem içeri, saate bakmaya koştu. Ben o aralık;
“Üçü yirmi üç geçiyor” deyivermişim.
Bu tutturuşa, önce kimse şaşmadı. Boğazda, geçen vapurlara bakıp zamanı bazen dakikası dakikasına kestirmek mümkündür. Görünürde vapur filan olmadığı anlaşılınca gözler faltaşı gibi açıldı:
“Peki ama nasıl bildin?”
“Bilmem” dedim. “Dilimin ucuna geliverdi işte.”
Rahmetli halam;
“Tesadüf a canım” dedi. “Attı tuttu işte. Olmaz mı böyle şeyler?”
Öbürküler de;
“Evet” dediler. “Tesadüf. Ama bu kadar olur yani.”
İnsanlar, mantıklarının normal akışına uymayan olayları bu üç hece ile ne güzel ortadan kaldırıverirler. Kâhinliğimin sırf bir tesadüfe dayandığı oybirliği ile kabul edildi. Hatta ben bile buna inandım. İnanacaktım.