*

Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar

İletişim Yayınları, İstanbul 2008 s.260-261

“Benim gibi korkakları, rüyalarında bile rahat bırakmıyor­lar albayım, bizim üniversitede bir hoca vardı; adı sosyal le başlayan bir derse geliyordu. Rüyama girdi albayım. Fare ol­muş ama, başı gene kendi başı. Masanın, yatağın altından, Bütün hesaplarını biliyorum, diye sırıtıyor, benimle eğleni­yordu. Çok hızlı hareket ediyordu. O yaşta bir farenin bu baş döndürücü koşuşmasını kıskanıyordum. Uzun yıllar hareket etmeden beklemesini bilmeye borçluymuş çevikliğini: Öyle söyledi. Onu şişlemek istiyordum; fakat bu ihtiyar fareden korkuyordum. Onunla konuşurken saygılı bir dil kullanıyor­dum. Yüksek mevkilerde tanıdıkları vardı. Ben de Sevgi`yle yeni evliydim, iş arıyordum. Bana yararı dokunabilirdi. Fakat beni tersledi: Sözüm ona, hakkımdan fazlasını bile almışım. Yaşlı bir fare olmasaydı onu hemen öldürürdüm. Galiba ben­den korkuyordu, polis çağırmak istiyordu. Üniformalı bir adam yaklaştı. Oradan uzaklaşmak gerektiğini düşündüm; fakat bir otel kapıcısıydı bu üniformalı adam. Onu payladım, üzerine yürüdüm. Bana aldırmıyordu. Neden böyle aşağılık rüyalar görüyorum albayım?” Sustular.

“Rüyanın sonunu anlatmadın,” dedi albay bir süre sonra. “Belki de bu rüyayı hiç görmedim albayım. Belki de, hiçbir şeyin sonuna katlanamadığını gibi, bu rüyanın sonuna da katlanamadım ve seyretmedim sonunu. Küçükken, korku filimlerinin de yarısında çıkardım. Belki de bu rüyanın tam burasında uyandım.”

“insan korksa da sonuna kadar seyreder,” dedi Hüsamettin Bey. “Ben sizin bildiğiniz insanlardan değilim albayım, hiç değilim. O kadar değilim ki, şimdi yapacağım gibi sonunu anlatsam bile değilim.” Yüzünü buruşturdu: “Beni dövmek istediler albayım. Üniformalı kapıcının otelinden esmer bir adam çıktı: Beyaz çizgili lacivert bir elbise giymişti, yağlı bı­yıkları ve büyük altın yüzükleri vardı. Ben neyi sevmiyorsam albayım, bu adamda vardı. Adam beni yanına çağırdı, hemen unuttum onu sevmediğimi. Ben ilgi görünce, hemen unutu­rum her şeyi albayım, biliyorsunuz.”

“Biliyoruz,” diye mırıldandı albay, “iki adam daha çıktı ka­pıdan. Beyaz ceketlerini hatırlıyorum. Evet, bunlar garsondu. Bana doğru geliyorlardı. Heyecanlanmıştım: Garsonları sev­mediğimi de unutmuştum. Ben de onlara doğru yürüdüm ve yarı yolda beni dövmek istediklerini anladım. Kim bilir gene ne olmadık bir olay çıkarmıştım? Bu münasebetsiz böceğe haddini bildirmeğe geliyorlardı. O zaman anladım nasıl bir yaratık olduğumu, bütün çirkinliğimle gördüm kendimi; ba­na bakarken yüzlerini buruşturmalarından anladım bunları. Ve kendi çirkinliğime yüzümü buruşturarak uyandım. Her fırsatta, küçük bir zayıflık sezdi mi mesele çıkaran, sonra üzerine yürününce de kendine acındırmak için sahte duyar­lıklara başvuran zavallı ben i gördüm. Kendime acındırmayı bir sanat haline getirmeğe çalıştığımı anladım.”

“insanları, yalnız iyi olduğu için sevmezler,” dedi emekli albay.”

Tüm Oğuz Atay alıntıları