*

Orhan Pamuk

320

Kara Kitap, Orhan Pamuk

Sanki ben, ben değildim; sanki bir çeşit öfke ve intikam ruhu beni izliyordu; sanki olmam gereken kişi peşimdeydi.

İletişim yayınları, İstanbul 2004 s. 138
319

Kara Kitap, Orhan Pamuk

Hafızamızın, biz yaşladıkça fazla yük taşımak istemeyen huysuz bir yük hayvanı gibi attığı ağırlıklar en sevmediği yükler midir, en ağırları mı, yoksa en kolay düşenler mi?

İletişim Yayınları, İstanbul 2004 s. 135
115

Yeni Hayat, Orhan Pamuk

Yavaş yavaş sayfaları çevirdikçe, bundan önce varlığını hiç bilmediğim, hiç düşünmediğim, hiç sezmediğim bir dünya ruhuma sindi ve orada kaldı. Şimdiye kadar bildiğim, düşündüğüm pek çok şey, üzerinde durulmaya değmez ayrıntılara dönüştüler ve bilmediklerim gizlendikleri yerlerden çıkıp bana işaretler yolladılar. Kitabı okurken bunların ne olduğunu söyle deseler sanki söyleyemezdim, çünkü okudukça, geri dönüşü olmayan bir […]

İletişim Yayınları, İstanbul 1994 s. 9
97

Beyaz Kale, Orhan Pamuk

Padişah’ı avucunun içine alacağını söylerken avucunun içine bakışını seviyordum.

İletişim Yayınları, İstanbul 2003 s. 115
96

Beyaz Kale, Orhan Pamuk

Yoksa, yıkım, insanların ve inançların farkına varmadan değişmesi anlamına mı geliyordu. Bütün İstanbullular`ın bir sabah sıcak yataklarından başka birer insan olarak kalktıklarını düşlerdik; elbiselerini nasıl giyeceklerini bilemiyorlar, minarelerin neye yaradığını hatırlamıyorlardı.

İletişim Yayınları İstanbul 2003, s. 122
53

Cevdet Bey ve Oğulları, Orhan Pamuk

Fuat da sordu, Şükrü Paşa da: Hayat nedir? Fuat`a bu soru abestir, dedim. Abestir, abestir… İnsan bunu niye sormalı? Kitap okuyanlar, akılları karışanlar sorar! Zeynep teyze hiç soruyor mu? Yaşıyor. Ben de yaşıyorum… Şimdi uyuyacağım, sabah kalkacağım, işlerle uğraşacağım, evleneceğim, yemek yiyeceğim, sigara içeceğim, güleceğim, bunları daha çok yapacağım. Sonra öteki tarafa geçeceğim.

İletişim Yayınları, İstanbul 2000 s. 87
40

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Onu düşünmediğim dakika artık çok azdı, daha doğrusu hiç yoktu. Belki bazı geçici anlar vardı, o kadar. Bu “mutlu” anlar da çok kısa sürüyor, bir-iki saniyelik bir unutma süresinden sonra, kara lamba tıpkı bir apartmanın kendiliğinden sönen otomatiği gibi kendiliğinden yanıp karnımı, genzimi, ciğerlerimi zehirliyor, nefes alış verişlerimi bozuyor, varolmayı sürekli gayret gerektiren bir zorluğa […]

İletişim Yayınlar, İstanbul 2008 s. 179
39

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Çok içtiğim zamanlarda olduğu gibi, kendimi kendi hayaletim gibi hissederek yürüdüm.

İletişim Yayınları, İstanbul 2008 s. 131