*
100

Bulantı, Jean-Paul Sartre

En bayağı olayın bir serüven haline girmesi için onu anlatmaya koyulmanız gerekir ve yeter. İnsanları aldatan da bu zaten. Kişioğlu hikâyecilelikten kurtulamaz, kendi hikâyeleri ve başkalarının hikâyeleri arasında yaşar. Başına gelen her şeyi hikayeler içinden görür. Hayatını, sanki anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.

Can Yayınları, İstanbul 1997 s. 57
98

Yaşadığım Gibi, Ahmet Hamdi Tanpınar

Dostoievsky’yi ise yeni yeni tadıyordum. Muazzam bir şeydi bu. Her an dünyam değişiyordu. İnsan ıztırabıyla temasın sıcaklığı her sahifede sanki kabuğumu çatlatacak şekilde beni genişletiyordu. Düşüncem adetâ birkaç gece içinde boy atan o mucizeli nebatlara benziyordu. Ciltten cilde atladıkça ufkum başkalaşıyor, insanlığa ve hakikatlerine kavuştuğumu sanıyordum.

Dergah Yâyınları, İstanbul 2006 s. 58
97

Beyaz Kale, Orhan Pamuk

Padişah’ı avucunun içine alacağını söylerken avucunun içine bakışını seviyordum.

İletişim Yayınları, İstanbul 2003 s. 115
96

Beyaz Kale, Orhan Pamuk

Yoksa, yıkım, insanların ve inançların farkına varmadan değişmesi anlamına mı geliyordu. Bütün İstanbullular`ın bir sabah sıcak yataklarından başka birer insan olarak kalktıklarını düşlerdik; elbiselerini nasıl giyeceklerini bilemiyorlar, minarelerin neye yaradığını hatırlamıyorlardı.

İletişim Yayınları İstanbul 2003, s. 122
95

Giderken Söylenmiştir, İbrahim Tenekeci

“Olmayan”dan nereye bakıyorsun, orası yok ki.

Profil Yayınları, İstanbul 2010, s. 17
94

Tümceler, Oruç Aruoba

Cemal süreya için Bir şairin gözleri kapanınca dünyada görülecek şeyler azalır. 11 ocak 1990

Metis Yayınları, İstanbul 1999, s. 31
93

İlkgençlik Çağına Öyküler 2, Füruzan

“Parasız Yatılı”dan Anne, saygılı sordu: “Geciktik mi acaba? Çocukların çoğu gelmiş.” Hademe kadın ilgisiz: “Parasız yatılı imtihanlarının çocukları hep erken gelir, dedi. Hiç gecikmezler.”

(Haz. Selim İleri) YKY, İstanbul 2001, s. 214
91

Yürüme, Oruç Aruoba

tek bir anlamlı bütün – bir kişi – olarak, tek bir yerde duramayız bir türlü – çeşitli parçalara bölünmüş, bazen dağınık, bazen toparlanarak, ama hep yeniden dağılarak, birkaç koldan ilerlemeye çalışırız. Tek bir yön tutturamamış olmanın acısını çekeriz hep, ama, aslında, o `tek` yön, olsaydı – bulunsa, bulunabilseydi – sonumuz olurdu.

Metis Yayınları, İstanbul 1996 s. 37
90

Yürüme, Oruç Aruoba

Ötekilere dürüst davranmaya çalıştığımızda bile, bir şey yapmaya çalışmakta olmak, gelir dikelir dürüstlüğümüzün üstüne – akbaba gibi… Dürüstlüğümüz bile, zaten, bir hoştur!

Metis Yayınları, İstanbul 1996 s. 35
89

Yürüme, Oruç Aruoba

Yolcuya, yürünmeden, “yardım” edilemez. – Duran, yürüyeni anlayamaz. Yol üstünde tek “yardım” yolu, yürümektir. “Yardım” yoktur zaten: Ya, yerleşen kişi için, yanına yerleşmek, ya da, yürüyen kişi için, yanında yürümek – bakşa “yardım” yolu yok…

Metis Yayınları, İstanbul 1996 s. 118