Yola çıkan kişi nereye ulaşabileceğini, ancak yürüyüp, yolu aşıp, vararak bilebilir – yol, yürünmeden, bilinmez… Kendi yönünü bulamayan kişi için, ‘yol’ yoktur- bir sürüklenmedir bütün `yürüme`si… Kendi yolunu bulamayan, bütün yolları boşuna yürür.
“Şiircikler, Şiir Uçları”ndan Kaç şeritte çarpışmadan akıp giden taşıtlar. Bir kanalda tek başına batıp giden bir gemi.
“Şiircikler, Şiir Uçları”ndan Hâlâ yaşıyorsak gizlemek için çare: Ancak hava kararınca çıkalım sokaklara.
“Şiircikler, Şiir Uçları”ndan Dar geçit, yağmurlu bir gece, o da şemsiyeli Çok basit: Ben yukarı kaldırdım, rahatça geçti.
“Şiircikler, Şiir Uçları”ndan Birdirbir. Zaman atlar üzerinden kolayca.
Ben seneler sonra bunu çok düşündüm, çok araştırdım; mukadder bir saati çekip yaklaştırmak, yahut mukadder bir akıbeti bozup değiştirmek için giriştiğimiz mücadeleler ve savaşlarda muvaffakiyet var mı diye. Acaba dile gelmiş taleplerimiz ve suret bağlamış çabalarımızın elele veren gayretiyle, isteklerimize yetmek, hiç değilse onları kolaylaştırmak yolunda ne dereceye kadar muvaffak olabiliyorduk?
Fakat nerede, evet nerede o beni dinleyecek mûnis yüz, muhabbetle gözlerime dalacak bir çift anlayıcı göz, nerede?
Darılma dostum, ben, yüreğinde yanığı olmayan kimsenin Allah demesine bile inanmam.
Daha tuhafı, elinde bir külçe anahtar, meçhul bir kapının önünde oturmuş, bir türlü kilide uymayan bu paslı ve yanlış anahtarlarla o kapıyı kurcalayıp duruyorsun. Açılacak gibi oluyor, fakat açılmıyor, değil mi?