*
88

Yürüme, Oruç Aruoba

Yolu, yürüyen bilmez; açan bilir.

Metis Yayınları, İstanbul 1996 s. 113
87

Yürüme, Oruç Aruoba

Yola çıkan kişi nereye ulaşabileceğini, ancak yürüyüp, yolu aşıp, vararak bilebilir – yol, yürünmeden, bilinmez… Kendi yönünü bulamayan kişi için, ‘yol’ yoktur- bir sürüklenmedir bütün `yürüme`si… Kendi yolunu bulamayan, bütün yolları boşuna yürür.

Metis Yayınları, İstanbul 1996 s. 105
84

Bile / Yazdı, Behçet Necatigil

“Şiircikler, Şiir Uçları”ndan Kaç şeritte çarpışmadan akıp giden taşıtlar. Bir kanalda tek başına batıp giden bir gemi.

Cem Yayınevi, İstanbul 1983, s. 21
83

Bile / Yazdı, Behçet Necatigil

“Şiircikler, Şiir Uçları”ndan Hâlâ yaşıyorsak gizlemek için çare: Ancak hava kararınca çıkalım sokaklara.

Cem Yayınevi, İstanbul 1983, s. 19
82

Bile / Yazdı, Behçet Necatigil

“Şiircikler, Şiir Uçları”ndan Dar geçit, yağmurlu bir gece, o da şemsiyeli Çok basit: Ben yukarı kaldırdım, rahatça geçti.

Cem Yayınevi, İstanbul 1983, s. 17
81

Bile / Yazdı, Behçet Necatigil

“Şiircikler, Şiir Uçları”ndan Birdirbir. Zaman atlar üzerinden kolayca.

Cem Yayınevi, İstanbul 1983, s. 15
80

Yolcu Nereye Gidiyorsun, Sâmiha Ayverdi

Ben seneler sonra bunu çok düşündüm, çok araştırdım; mukadder bir saati çekip yaklaştırmak, yahut mukadder bir akıbeti bozup değiştirmek için giriştiğimiz mücadeleler ve savaşlarda muvaffakiyet var mı diye. Acaba dile gelmiş taleplerimiz ve suret bağlamış çabalarımızın elele veren gayretiyle, isteklerimize yetmek, hiç değilse onları kolaylaştırmak yolunda ne dereceye kadar muvaffak olabiliyorduk?

Damla Yayınevi, İstanbul 1975 s. 68
79

Yolcu Nereye Gidiyorsun, Sâmiha Ayverdi

Fakat nerede, evet nerede o beni dinleyecek mûnis yüz, muhabbetle gözlerime dalacak bir çift anlayıcı göz, nerede?

Damla Yayınevi, İstanbul 1975 s. 51
78

Yolcu Nereye Gidiyorsun, Sâmiha Ayverdi

Darılma dostum, ben, yüreğinde yanığı olmayan kimsenin Allah demesine bile inanmam.

Damla Yayınevi, İstanbul 1975 s. 34-35
77

Yolcu Nereye Gidiyorsun, Sâmiha Ayverdi

Daha tuhafı, elinde bir külçe anahtar, meçhul bir kapının önünde oturmuş, bir türlü kilide uymayan bu paslı ve yanlış anahtarlarla o kapıyı kurcalayıp duruyorsun. Açılacak gibi oluyor, fakat açılmıyor, değil mi?

Damla Yayınevi, İstanbul 1975 s. 33-34