*
50

Göçmüş Kediler Bahçesi, Bilge Karasu

“Avından El Alan”dan Deniz, çoğu zaman, balıkçıyı kollar, kayırırdı. Balıkçı ise işinin rast gittiği bu zamanları denizden değil, kendi baktının açıklığından bilir, usta denizci olmasına verir, övünürdü. Deniz, kişioğlunun kimi şeyi anlamamakta gösterdiği direnimi bilirdi, kendisine göre alıklık olan şeyin, kişioğlunda neredeyse zeyreklik sayıldığını bilirdi. Bilenler, susar.

Metis Yayınları, İstanbul 2008, s. 16
49

Bütün Şiirleri, Asaf Hâlet Çelebi

İbrâhîm ibrâhîm içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putlarin boyunları kırıldı ibrâhîm güneşi evime sokan kim asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrâhîm gönlümü put sanip kıran kim

YKY, İstanbul 2009 s. 12
48

Bütün Şiirleri, Asaf Hâlet Çelebi

Kedi tavan arasına kaçan çocuk erik ağacından görünen göğü düşünür akşamın acısı içine çökünce uyur benim küçük bir kedim vardı ahmak bir ayak ezdi benim en güzel çocukluğumu ahmak bir ayak ezdi ağaçların arasında unutulan çocuk yapraklarda güneşi görür ve hareli denizlerde gezdiği günü düşünür küçük kedim bana sürün kediler ağlamaz çöp tenekelerinde ölür sıska […]

YKY, İstanbul 2009 s. 59
45

Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar

İhsan, bunları ne güzel anlardı. Bir gün “Her ninnide milyonlarca çocuk başı ve rüyası vardır” demişti.

Dergâh Yayınları, İstanbul 1996 s. 23
44

Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar

İhsan, kendisinin gölgesiydi.

Dergâh Yayınları, İstanbul 1996 s. 19
43

Ağır Misafir, İbrahim Tenekeci

“Yetim”den Geçerken dünyanın bir kenarından, Bir şey gördüm de Çok güzeldi, kıyamadım bilmeye…

Profil Yayınları, İstanbul 2009, s. 36
42

Ağır Misafir, İbrahim Tenekeci

“Üzülmedim Diyemem”den Bir sandalye çektim zor günlerin altına

Profil Yayınları, İstanbul 2009, s. 9
41

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay

“Benim gibi korkakları, rüyalarında bile rahat bırakmıyor­lar albayım, bizim üniversitede bir hoca vardı; adı sosyal le başlayan bir derse geliyordu. Rüyama girdi albayım. Fare ol­muş ama, başı gene kendi başı. Masanın, yatağın altından, Bütün hesaplarını biliyorum, diye sırıtıyor, benimle eğleni­yordu. Çok hızlı hareket ediyordu. O yaşta bir farenin bu baş döndürücü koşuşmasını kıskanıyordum. Uzun yıllar […]

İletişim Yayınları, İstanbul 2008 s.260-261
40

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Onu düşünmediğim dakika artık çok azdı, daha doğrusu hiç yoktu. Belki bazı geçici anlar vardı, o kadar. Bu “mutlu” anlar da çok kısa sürüyor, bir-iki saniyelik bir unutma süresinden sonra, kara lamba tıpkı bir apartmanın kendiliğinden sönen otomatiği gibi kendiliğinden yanıp karnımı, genzimi, ciğerlerimi zehirliyor, nefes alış verişlerimi bozuyor, varolmayı sürekli gayret gerektiren bir zorluğa […]

İletişim Yayınlar, İstanbul 2008 s. 179
39

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Çok içtiğim zamanlarda olduğu gibi, kendimi kendi hayaletim gibi hissederek yürüdüm.

İletişim Yayınları, İstanbul 2008 s. 131