İşaretler Ve bizi bekleyen küçük işaretler İnsanın dünyaya çizdiği Yukardan bakınca Bir saban izi Tek gözlü bir öküzün biçimlediği Yalan durmuyor hiç. Küçük bir işaret işte Toprağın dünyaya konu olduğu Küçük bir bahçe. Yalnız ağaçlar da yok artık Ormanı çoktan geçtik Bozkır Tepelerin deniz isteğini sayıklar gibi Dalgalanıyor. Dünya biz yukardayken Allah`a uzak mı Yakın […]
“Dua”dan Ağlayın, su yükselsin! Belki kurtulur gemi
“Prolog”dan” 19 Dechairot! zavallı dostum, ne yaptılar sana? Kanın taşıyor ve dört delikten içeri giriyor ölüm
Mavinin Sırrı İyice korunmuştur mavinin sırrı. Mavi oradan gelir. Yolda, azar azar katılaşır ve dönüşür dağa. Ağustos böceği onda işlenir. Kuşlar işlenir onda. Gerçekte kimse bir şey bilmez. Prusya mavisinden söz ederler. Napoli`de güneş battığında Sainte-Vierge duvarları delikleri arasında kalır. Bir tek ırmak akar balta girmemiş ormanların içinden. Aslanlar ırmakta yelelerini ıslatırlar. Zor olan, açık […]
Ama ben pek öyle mutluluk meraklısı değilimdir, yaşamı yeğlerim yine. mutluluk bir süprüntü, acımasızın tekidir, ona asıl yaşamasını öğretmek gerekir. aynı yolun yolcusu değiliz biz onunla, hiç de yüz vermem kendisine.
[…] elinde kalan tek şey yaşamdı. insanlar hayata her şeyden daha çok önem verirler. dünyadaki bütün öbür güzel şeyleri düşündüğümüzde, bu bayağı garip bile gelebilir.
F Majör o mavi akşamdı yüzün – bitmesin eylül günü Dünya`dan geçen sis aramızda kaydı, gitti atlantis ürkek bir çiçeğe düşerken sesin güz güneşi görünür yalnızlığında gökyüzü inerdi, fa majör, inerdin bıldır yağan kar camda Güvercin bize bakardı denizler anıldığında başka yazlara geçti – yaz sözcükleri sessiz ikindilerdi Fatih ve Zaman bütün denizlerdin, günlerimizden biri […]
Yağmur Duası Ben geldim geleli açmadı gökler Ya ben bulutları anlamıyorum Ya bulutlar benden bir şey bekler Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum Ben geldim geleli açmadı gökler Bir yağmur bilirim bir de kaldırım Biri damla damla alnıma düşer Diğerinde durup göğe bakarım Ne şehir ne deniz kokan gemiler Bir yağmur bilirim bir de kaldırım […]
“Çağrılmayan Yakup”tan Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli Daha hiç çağrılmadım Biri olsun “Yakup!” diye seslenmedi hiç Yakup! Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim Ceplerimdeki eskimiş kâğıt parçalarını atayım Sonra bir güzel yıkanayım da. ben size demedim mi.
“Akdeniz Salgını”ndan Biliyorsun, bizim her türlü yalnızlığımız Yeni bir dil olacak yarın.