Zaten nesneler kendisine ne kadar yaklaşırsa, düşüncesi de o kadar uzaklaşırdı onlardan. Çev. İsmail Yerguz
Denizi yalnızca fırtınaları dolayısıyla, yeşillikleri de ancak yıkıntılar arasına serpilmiş olduğunda severdi. Nesnelerden bir tür kişisel yarar sağlamak istiyordu. Yüreğinin kendiliğinden yanıp tükenmesine katkısı olmayan her şeyi yararsız bulup reddediyordu. Çev. İsmail Yerguz
Küçük bir kütüphane, bir çiçek vazosu, bir levha, bir dolap gibi şeyin içindeki likör takımları, üstleri çiçekli, meşin sandalyeler… Bu refah havası!.. Melek’e bu eşyayı tanıdığı hissi gelmişti. Bütün bu eşyayı kaplayan hava, hastalık müstesna, içinde acayip bir tanıdıklık, bir merasim yapmışlardı. Konsol: “Merhaba Melek!”; likör takımı: “Bu hasta da olmasa o zamanki gibiyiz, değil […]
Bir insanı yanında uşak gibi çalıştıracak her işten sakın! İnsanoğlu birbirinin uşağı değildir, olamıyor. Sen o uşak gibi gözükene bakma! Ben en köpek ruhlu insanın birdenbire köpürdüğünü, menfaatini ayaklar altına aldığını gözümle görmüşümdür.
Kıştan yaza her çocuk başka türlü çıkardı. Çoğu şişmanlamış, rengi ağarmış, harikulade bir surette büyümüş olarak. Bana öyle gelirdi ki çocuklar yalnız kışın büyürler.
Yalnız olgun berberlerde düşünmekle makas şıkırdaması arasında bir denge vardır. Köü berber düşünürken ya makas elinde donakalır yahut da makas ahenksiz şıkırdar. Çok iyi berberse hem kafasına, hem eline hâkim olandır. Düşüncenin süratiyle, haletiruhiyeyle makasın ahengi bozulmamalıdır. Diyebiliriz ki, aynı ahenkten anlayan bir başka berber bu makas şıkırtısıyla Mors alfabesiyle çıkarılan manalar çıkarabilir.
“Bu vaziyeti ne zaman, hissettin?” “Epeydir…” “O halde şimdiye kadar niçin söylemedin?” “Kati surette emin olmadan bir şey söyleyemezdim.” Seniha odanın ortasında, ayakta hareketsiz duruyor, sade biraz omuzlarını sıkıyordu. Ağabeyinden daha fazla sararmıştı ve indirdiği darbeden asıl kendi bitap gibiydi. Bu sözler Halit’in hissiz ve katı kalbine sokulabilmiş bir hançerdi ve o kalbin ta nihayetine […]
Tuhaf şey – ama hatıralar hoş sanki. Hatta kötü olan, o sırada can sıkan bir şey, hatıralarda nasılsa kötülüğünden arınıyor ve hayalimde harika bir görünüm kazanıyor. Çev. Sabri Gürses
“Devr”den Bakıyorum bir pencere aralık. Boşver kapıyı, diyorum, pencere en iyisi. Sonra pencerenin önünde anlıyorum ki kapı daha iyi.
“Devr”den Herkesin içinde gezdirdiği boğdurulmuş bir ölü (herkesin ama hepsinin), herkesin karnından gırtlağına ve oradan da ağzına yürünerek yükselen bir ölüsü vardı.