“Devr”den Aklının bir yanı içi boş bir teneke gibi yuvarlanıyor Memo’nun. Yüz yıl sonra, diyor ve mavi önlüklüler başlarını kaldırıp Memo’nun sırtına bakıyor, Simitçi Salman ölmüş olacak. Çocuklar, hurdacılar, Ayı Cafer, Pepe ve köpekler de. Biz de ölmüş olacağız, birazdan hep birlikte ekmek banacağımız yoğurdun mayası da, sokağın köşesindeki dut da, o duta konan kuşlar […]
“Dur”dan Kalbimizde ne idüğü belirsiz bir burgu çalışıyordu. Sol göğsümüzün altında birer taze göz kanayarak açılıyordu. O güne dek dünya, altı gözümüzün altısına da birdi. Dünya, o zamanlar, birbirimize raptolduğumuz cevherdi. Ama göğsümüzde açan gözler, o bir dünyayı bir daha hiç -ama hiç- hiç görmedi.
“Güney”den … gerçekliği susturmak üzere Binbir Gece Masalları‘nı açtı. Çev. Fatih Özgüven
“Güney”den … kedinin siyah tüylerini yatırarak okşarken, bu temasın bir yanılsama olduğunu ve iki varlığın, kedi ile insanın, birbirlerinden bir camla ayrılmış olduklarını, çünkü insanın zaman içinde, olayların birbirini ardarda izleyişinin akışında, büyü dolu hayvanın ise o anın sonsuzluğu içinde yaşadığını aklından geçirdi. Çev. Fatih Özgüven
“Gizli Mucize”den Bütün yazarlar gibi o da başkalarının başarılarını ortaya koyduklarıyla ölçüyor, onların ise kendisini uzaktan, kurduğu ya da tasarladıklarıyla değerlendirmelerini bekliyordu. Çev. Fatih Özgüven
“Gizli Mucize”den O zaman, gerçeğin bizim gerçek hakkındaki beklentimizle örtüşmediğini düşündü; kendine özgü bir mantıkla, belli bir duruma ilişkin bir ayrıntıyı önceden kestirmenin, onun gerçekleşmesini önlemek demek olduğu sonucuna vardı. Bu cılız büyüye dayanarak, sırf gerçekleşmesinler diye en korkunç ayrıntıları gözünün önüne getirdi. Çev. Fatih Özgüven
“Ölüm ve Pusula”dan Ev bu kadar geniş değil, diye düşündü. Onu birtakım başka şeyler olduğundan daha geniş gösteriyor; loş ışık, simetri, aynalar, onca yıl, benim yadırgılığım, yalnızlık. Çev. Tomris Uyar
“Ölüm ve Pusula”dan Diyeceksin ki, gerçeğin ilginç olma zorunluluğu hiç mi yoktur. Ben de sana diyeceğim ki gerçek, bu zorunluluktan sıyrılabilir, ama bir varsayım asla. Çev. Tomris Uyar
“Bellek Funes”ten Funes her bir ormandaki her bir ağacın her bir yaprağını hatırlamakla kalmıyor, onu her algılayışını ya da aklına getirişini de hatırlıyordu. Çev. Fatih Özgüven
“Yolları Çatallanan Bahçe”den Evi çevreleyen ıslak bahçe sonsuz sayıda insanla dolup taşıyordu sanki. Bu kişiler Albert’le bendik, başka zaman boyutlarında aldığımız türlü biçimlerde gizli ve etkindik. Çev. Fatih Özgüven