Hayat denilen şu kısacık yolculukta, ama canlı ama cansız, ama güzel ama çirkin, ama dost ama düşman, kendilerine refakat eden her şeyi sevip koruyan bu ehl-i insâf dervişler, fırlatıldığında bir insanın kafasını dağıtacak bir taşı bile incitmek istemezlerdi. Çünkü biiznillâh dile gelse, sonsuz bir masalı anlatacak o taş, Allah ın sırdaşı, dolayısıyla kendilerinin can dostu […]
“Yağlı Kapı”dan Etrafı seyrederken oğlanın içine birden bir kasavet çöktü. Rıza bu işe pek şaştı. Parası vardı, elbisesi vardı, karnı tok, sırtı pek, rahatı yerinde idi. Ama işte gene de içinde gurbet acısına benzer bir sızı duyuyordu. Bu ne idi?
Kimi zaman asarlar kendilerini tütün dumanına bir akşamın en ince yerinde yorgun yorgun, kimi zaman iç kanamalı bir şilep gibi rakıya demirlerler yüreklerini; kimi zaman dayanamayıp kusarlar bizi hızla, kimi zaman silerler görüntümüzü kızları olmamış bir kızla ve dönüp dolaşıp baba kelimesinde yaşarlar. Bu kelime biricik evleridir onların ve onların, koşulsuz sevmek gibi sonsuz bir […]
Yalnızlık hadi gidelim`dir çoğu kez, hadi n`olursun.
Neresinden bakılırsa bakılsın, her cümlede bir çift göz vardır ve her noktada bir insan. O insan ki, bakar bize ve ötemize; ve o insan ki, giyindiği zamanın gerisinden sorar hep kaygılanır, duraksar ve sessizdir; ve geldim demenin bir sessizliği varsa, öpüşelim demenin, sen hâlâ gitmiyor musun demenin ya da ölmek istemenin bir sessizliği varsa, kelimeleri […]
Silahını kendinden yontar yalnızlık; her şeyden koptuğu için her şey olan kendinden. – Peki namlunun ucunda kim var? – Kim olacak; tetikteki ben.
Yalnızlık kendini her gün yıkıp her gün kuran çok eski bir handır. Taşlarında yüzyılların parmak izleri vardır; burçlarında göğü; ve odaları birer andır. Kilidi zamandır bu hanın, pencereleri dışarıdan çok içeriye bakar, kapıları dışarıdan çok, içeriden azdır; hanlar ki yorgun yolcuların çaldığı yitik bir sazdır. Bir hancı çıkagelir sonra, elinde şamdan, bakar. Karanlık uzatıp karanlığını […]
Zangır zangır bir tren geçerdi ya, damarlarımızdan; yalnızlık, onun dönmeyeceğini bilmekti.
Hiç kuşkusuz, dünya ölülerle ağırdır; ve yeryüzü onlarla kalabalık.
Yazılmamış kitaplardır ölüler ve zamanın rafına kaldırılmış gümüşlerdir. Onlar ki, bir yanlarını bırakırken bize, bir yanımızı götürmüşlerdir.