“Hoş görmek de bir aşağılama türüdür. İnsanları hoş gören, aynı zamanda hor da görüyordur” diye yazardı, ilahi mahlûklar için genel kılavuzda.
“Ben Üzre”den 16. Yani benim gözlerimin bunca yıl gördükleri, Bir gün benimle birlikte Yok olup gidecekler öyle mi?
“Kanadı Kırık Bir Akşam”dan Yarın farklıdır bugünden, Adı değişir hiç olmazsa.
“Tezgâhında Acının”dan Bir kaçıştır bu; Çünkü en az ölüm Kadar korkar insan Yaşamaktan Karıştırır puslu düşü Katı gerçeğe. Düşü biraz gerçek, Gerçeği de düş yapar. İnanır bilinmeyene Bilinen kadar.
Öndeyiş Bedenim üşür, yüreğim sızlar. Ah kavaklar, kavaklar! Beni hoyrat bir makasla Eski bir fotoğraftan oydular. Orda kaldı yanağımın yarısı Kendini boşlukla tamamlar. Omuzumda bir kesik el, Ki hâlâ durmadan kanar. Ah kavaklar, kavaklar Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.
“Birer Kibrit Çakımı”ndan Gergefinin o küçük alanında acısa da canı, açacak gül adına, kanaviçe işleyen sever parmağındaki kanı.
“Birer Kibrit Çakımı”ndan Deniz gidip geliyor kıyıdaki sandalın altında. Onu çekemiyor kendine. Olsun değiyor ya her seferinde.
“Birer Kibrit Çakımı”ndan Kapayıp gözlerimi yürütürüm seni, yürürsün sen çarşılarda, pazarda. Ben tam uykuya dalarken, burkulur ayağın.
Bu satırları ben hangi kafayla yazıyorum? Sizler yazılanları hangi kafayla okuyorsunuz? Bu soruların her ikisine de nahoş birer cevap vereceğiz. Benim başım bazı olaylarla, bazı kimselerle hoş değil; onun için yazıyorum. Bazı olaylar, birkaç olay değil birçok olay; bazı kimseler birkaç kimse değil birçok kimsedir ve giderek çoğu kimsedir. Sizler benim uyumsuzluğuma, uyuşmazlık çıkarmada ısrar […]
Altmış yıllık hayatımın göze acı veren bir uyanma süreci olduğunu söylersem, onu yerli yerince Tavsif etmiş olmam. Artık beynimi her gün biraz daha elektriklenmiş hâle sokan, yüreğimi burkan bir ayıkma sürecidir yaşadığım. Ne kadar ayıktıysam o kadar keyfim kaçtı. Keyfimi güvendiğim dağlara kar yağması mı kaçırdı? Bilakis! Yanımda yöremde bulunanlara o çok güvendikleri dağları işaret […]